Tercih sürecinde aileler ne yapmalı?
Yaşam

Tercih sürecinde aileler ne yapmalı?

K

Küresel Bülten

Küresel Bülten Editörü

20 Temmuz 202612 dk okuma0

Tercih dönemi yalnızca öğrenciler için değil, aileler için de belirsizlik ve kaygı yaratan bir süreç. Ancak bu dönemde öğrencilerin en çok ihtiyaç duyduğu şey, kendileri adına karar veren bir aile değil; onları dinleyen, anlamaya çalışan ve destekleyen bir ailedir.

Haberlerimizi Google’da Takip Edin Gelişmelerden anında haberdar olun.Google’da tercih edilenkaynak olarak ekleyin Birçok öğrenci tercih döneminde “Ya yanlış karar verirsem?”, “Ya istediğim bölümü kazanamazsam?” gibi sorularla baş etmeye çalışır. Bu nedenle ailelerin ilk görevi çözüm üretmekten önce çocuğun duygularını anlamaya çalışmaktır. Çocuğun kaygısını küçümsemek ya da sürekli tavsiye vermek yerine onu dinlemek, düşüncelerini ifade etmesine fırsat tanımak daha yararlı olacaktır.Aileler bu süreçte çocuklarıyla kurdukları iletişimi gözden geçirmeli. Konuşmaların yalnızca sınav, puan ve tercih listesinden oluşması öğrencinin üzerindeki baskıyı artırabilir. Bunun yerine günlük yaşam, ilgi alanları, gelecek hayalleri ve kişisel hedefleri hakkında da konuşmak önemlidir. Gelişim psikolojisi alanındaki çalışmalar, ergenlik döneminin kimlik gelişiminin en yoğun yaşandığı dönem olduğunu gösterir. Gençler bu yıllarda farklı ilgi alanlarını, meslekleri ve yaşam seçeneklerini değerlendirerek kendilerine uygun bir yol bulmaya çalışırlar. Kararsızlık, fikir değiştirme ya da farklı seçenekleri araştırma isteği çoğu zaman bir sorun değil, sağlıklı gelişimin doğal bir parçasıdır. Bu nedenle ailelerin öncelikli görevi çocuklarının yerine karar vermek değil, onların düşünmelerine yardımcı olur. “Hangi bölümü seçmelisin?” sorusundan önce “Seni hangi alanlar heyecanlandırıyor?”, “Kendini nasıl bir yaşamın içinde hayal ediyorsun?” gibi sorular sormak daha yararlı olabilir.BAĞIMSIZ KARAR VERME BECERİLERİ GELİŞMELİÜniversite tercihleri Bahsedilen olduğunda birçok anne-baba kendisini zor bir ikilemin içinde bulur. Bir yandan çocuklarının hata yapmasını istemezler, diğer yandan da onların kendi gelecekleriyle ilgili kararları verebilmelerini arzu ederler. Bu nedenle tercih döneminde en sık sorulan sorulardan biri şudur: “Ne kadar müdahil olmalıyım?” Araştırmalar, gençlerin eğitim ve kariyer kararlarına aktif olarak katıldıklarında bu kararları daha fazla benimsediklerini ve uzun vadede daha yüksek memnuniyet yaşadıklarını gösterir. Bu nedenle ailelerin rolü öğrencinin yerine karar vermek değil, karar verebilmesi için gerekli desteği sağlar. Aileler elbette deneyimlerini paylaşabilir, üniversiteler ve bölümler hakkında bilgi verebilir, öğrencinin gözden kaçırdığı noktaları hatırlatabilirler. Ancak bu katkı, öğrencinin tercihlerini yönlendiren bir baskıya dönüşmemelidir. Çünkü tercih listesini bugün aile hazırlasa bile, o eğitimi alacak ve o mesleği yaşayacak kişi öğrencinin kendisidir. Günümüzde kariyer artık tek bir meslek seçmekten ibaret değildir. Çalışma yaşamı boyunca insanların birden fazla kez alan değiştirebildiği, yeni beceriler kazandığı ve farklı roller üstlenebildiği bir dönemde yaşıyoruz. Bu nedenle tercih sürecinde yalnızca “hangi meslek daha garantili?” sorusuna değil, öğrencinin ilgi alanlarına, güçlü yönlerine ve öğrenme isteğine de odaklanmak gerekir. Gelişim psikolojisi araştırmaları, ergenlik dönemindeki gençlerin bağımsız karar verme becerilerini geliştirmeye ihtiyaç duyduklarını göstermektedir. Aşırı yönlendirme kısa vadede belirsizliği azaltabilir; ancak uzun vadede öğrencinin kendi kararlarına güvenmesini zorlaştırabilir. Buna karşılık destekleyici bir aile tutumu hem öz güvenin hem de sorumluluk duygusunun gelişmesine katkı sağlar. Bu süreçte ailelerin kendilerine şu soruyu sormalarında yarar vardır: “Şu anda çocuğumun düşünmesine yardımcı mı oluyorum, yoksa onun yerine mi düşünüyorum?” Bu iki yaklaşım arasındaki fark küçük görünse de tercih sürecinin kalitesini belirleyen en önemli noktalardan biridir. Sağlıklı bir tercih döneminde aile ve öğrenci aynı takımın üyeleri gibi hareket eder. Bilgiler paylaşılır, seçenekler birlikte değerlendirilir, farklı senaryolar konuşulur. Ancak son karar öğrencinin ilgi, yetenek ve hedefleri doğrultusunda şekillenir. Çünkü tercih döneminin amacı yalnızca doğru bölümü bulmak değil, gencin kendi yaşamına ilişkin kararları alabilen bir birey olarak gelişmesine de katkı sağlamaktır. ÖNEMLİ KARİYER KARARLARINDAN BİRİ Üniversite tercihleri, öğrencilerin yaşamlarında verdikleri ilk önemli kariyer kararlarından biridir. Bu süreçte öğrencilerin yalnızca puanlarını ve sıralamalarını değil; ilgi alanlarını, güçlü yönlerini, beklentilerini ve kaygılarını da değerlendirmeleri gerekir. Bu nedenle sağlıklı bir tercih süreci, aileler ve psikolojik danışmanlar arasında etkili bir iş birliğini gerektirir. Araştırmalar, öğrencilerin kendilerini daha iyi tanıdıklarında ve karar verme sürecinde desteklendiklerinde tercihleriyle ilgili daha az kararsızlık yaşadıklarını göstermektedir. Ancak her öğrencinin ihtiyaç duyduğu destek aynı değildir. Bazı öğrenciler seçeneklerini net biçimde değerlendirebilirken, bazıları yoğun kaygı, özgüven eksikliği veya belirsizlik nedeniyle karar vermekte zorlanabilir. Bu noktada aileler ve psikolojik danışmanlar farklı ancak birbirini tamamlayan rollere sahiptir. Aileler çocuklarını yıllardır gözlemleyen, ilgi alanlarını ve kişisel özelliklerini en yakından bilen kişilerdir. Psikolojik danışmanlar ise öğrencinin akademik özelliklerini, kariyer gelişim sürecini ve karar verme becerilerini profesyonel bir bakış açısıyla değerlendirebilirler.Tercih döneminde ailelerin psikolojik danışmanlarla yalnızca puanlar ve sıralamalar hakkında değil, öğrencinin motivasyonu, ilgi alanları, güçlü yönleri ve yaşadığı kaygılar hakkında da iletişim kurmaları yararlı olacaktır. Çünkü doğru tercih yalnızca öğrencinin hangi bölüme yerleşebileceğiyle değil, hangi bölümde gelişebileceği ve mutlu olabileceğiyle de ilgilidir. Bazı öğrenciler tercih döneminde sık sık fikir değiştirebilir, kararlarını erteleyebilir veya hiçbir seçeneğin kendileri için uygun olmadığını düşünebilirler. Bu durum her zaman bir sorun olduğu anlamına gelmez. Özellikle ergenlik döneminde gençlerin farklı seçenekleri değerlendirmesi ve zaman zaman kararsızlık yaşaması gelişimsel açıdan beklenen bir durumdur. Ancak yoğun kaygı, kararsızlık veya umutsuzluk öğrencinin günlük yaşamını etkilemeye başlamışsa profesyonel destek almak faydalı olabilir. Ailelerin dikkat etmesi gereken önemli noktalardan biri de psikolojik danışmanı, öğrencinin yerine karar veren kişi olarak görmemeleridir. Psikolojik danışmanın görevi tercih listesini hazırlamak değil; öğrencinin kendisini tanımasına, seçenekleri değerlendirmesine ve bilinçli kararlar vermesine yardımcı olmaktır. En sağlıklı sonuçlar; öğrencinin merkezde olduğu, ailenin destekleyici bir rol üstlendiği ve psikolojik danışmanın bilimsel bilgi ve rehberlik sunduğu iş birliklerinde ortaya çıkar. Çünkü tercih döneminin amacı yalnızca bir üniversiteye yerleşmek değil, öğrencinin kendi yaşamına ilişkin kararları alabilen bir birey olarak gelişmesine katkı sağlamaktır. KİMLİK GELİŞTİRME SÜRECİHer anne-baba çocuğu için en iyisini ister. Ancak bazen iyi niyetle yapılan yönlendirmeler, farkında olmadan öğrencinin kendi istek ve hedeflerinin önüne geçebilir. Özellikle üniversite tercih döneminde ailelerin kendi beklentileri ile çocuklarının beklentilerini birbirinden ayırabilmeleri önemlidir. Gelişim psikolojisi araştırmaları, ergenlik döneminin bireyin kimliğini oluşturmaya çalıştığı önemli bir dönem olduğunu göstermektedir. Gençler bu yıllarda yalnızca hangi bölümü okuyacaklarına değil, nasıl bir yaşam sürmek istediklerine, hangi değerlere önem verdiklerine ve gelecekte nasıl bir insan olmak istediklerine ilişkin de kararlar vermeye çalışırlar. Bu nedenle tercih süreci, bir bölüm seçmenin ötesinde bir kimlik geliştirme sürecidir. Ailelerin kendilerine sorması gereken ilk soru şudur: “Bu tercihi gerçekten çocuğum mu istiyor, yoksa ben mi istiyorum?” Eğer tercih konuşmalarında öğrencinin ilgi alanlarından çok ebeveynlerin hayalleri, beklentileri veya geçmişte yaşayamadıkları deneyimler öne çıkıyorsa, sınırın aşılmaya başladığı düşünülebilir. Bu baskı her zaman açık şekilde ortaya çıkmaz. Bazen “Ben senin iyiliğini düşünüyorum”, “Bu meslek daha güvenli”, “Keşke benim de böyle bir fırsatım olsaydı” gibi iyi niyetli ifadelerle de öğrenciler üzerinde güçlü bir yönlendirme oluşabilir. Özellikle gençler ailelerini hayal kırıklığına uğratmamak için kendi isteklerini geri plana atabilirler. Araştırmalar, gençlerin karar süreçlerinde hem aile desteğine hem de belirli bir özerkliğe ihtiyaç duyduklarını göstermektedir. Aşırı kontrol edici yaklaşımlar kısa vadede uyum sağlıyor gibi görünse de, uzun vadede motivasyonun, öz güvenin ve alınan kararlardan duyulan memnuniyetin azalmasına yol açabilmektedir. Bu nedenle ailelerin görevi öğrencinin yerine karar vermek değil; bilgiye ulaşmasına yardımcı olmak, seçenekleri birlikte değerlendirmek ve düşünmesine katkı sağlamaktır. Üniversiteler, bölümler, burs olanakları, şehirler ve kariyer fırsatları hakkında araştırma yapmak elbette önemlidir. Ancak bu bilgiler öğrencinin kendi kararını oluşturmasına hizmet etmelidir.Tercih döneminde aileler için önemli bir gösterge de çocuklarının duygusal durumudur. Eğer tercih konuşmaları sonrasında öğrenci sürekli kaygılı, suçlu, baskı altında veya yetersiz hissediyorsa aile içindeki beklentilerin yeniden gözden geçirilmesi yararlı olabilir. Sonuç olarak ebeveynliğin amacı çocukların geleceğini planlamak değil, onların kendi geleceklerini planlayabilecekleri bir ortam oluşturmaktır. Çünkü başarılı bir tercih sürecinin sonunda yalnızca bir üniversite seçilmez; aynı zamanda genç bireyin kendi yaşamının sorumluluğunu alma becerisi de gelişir.AİLE REHBERLİK EDER, DESTEK OLURAnne-babalar çocuklarının başarılı, mutlu ve güvenli bir yaşam sürmesini ister. Bu nedenle üniversite tercihleri gibi önemli kararlar Bahsedilen olduğunda sürece aktif olarak dahil olmaları son derece doğaldır. Ancak iyi niyetle başlayan yönlendirmeler bazen öğrencinin kendi kararlarını oluşturma sürecini zorlaştırabilir. Psikoloji alanındaki araştırmalar, gençlerin bağımsız karar verebildiklerini hissettiklerinde daha yüksek öz güven geliştirdiklerini, aldıkları kararları daha fazla sahiplendiklerini ve karşılaştıkları zorluklarla daha etkili başa çıkabildiklerini göstermektedir. Buna karşılık sürekli yönlendirilen veya kararları başkaları tarafından belirlenen gençlerde motivasyon ve sorumluluk duygusunun olumsuz etkilenebildiği görülmektedir. Üniversite tercihi yalnızca bir bölüm seçmek değil, aynı zamanda bireyin gelecekteki yaşamına ilişkin önemli bir yön belirlemesidir. Bu nedenle öğrencinin kendi ilgi alanlarını, yeteneklerini, değerlerini ve hedeflerini değerlendirme fırsatı bulması gerekir. Eğer tercih süreci ağırlıklı olarak aile beklentileri doğrultusunda şekillenirse, öğrenci zamanla kendi istekleri ile ailesinin beklentileri arasında sıkışmış hissedebilir. Bazı gençler ailelerinin istediği bölümleri tercih eder, başarılı bir şekilde mezun olur ve hatta mesleklerini icra etmeye başlarlar. Ancak yapılan iş kişinin ilgi alanları ve değerleriyle örtüşmüyorsa uzun vadede mesleki doyumsuzluk ortaya çıkabilir. Araştırmalar, iş doyumunun bireyin genel yaşam memnuniyeti, psikolojik iyi oluşu ve sosyal ilişkileriyle yakından ilişkili olduğunu göstermektedir. Elbette ailelerin deneyimleri ve yaşam tecrübeleri son derece değerlidir. Ancak bu deneyimlerin amacı öğrencinin yerine karar vermek değil, onun daha bilinçli kararlar almasına yardımcı olmaktır. Sağlıklı bir tercih sürecinde aile rehberlik eder, bilgi paylaşır ve destek olur; fakat son kararın oluşmasına öğrencinin aktif katılımını teşvik eder.Ailelerin kendilerine şu soruyu sorması yararlı olabilir: “Çocuğumun benim istediğim hayatı yaşamasını mı istiyorum, yoksa kendi istediği hayatı kurabilmesine mi yardımcı oluyorum?” Bu soruya verilen dürüst cevap, tercih dönemindeki birçok çatışmanın da çözümünü içinde barındırır. Sonuç olarak, gençlerin hata yapma ihtimali kadar doğru karar verme potansiyelleri de vardır. Anne-babaların görevi tüm riskleri ortadan kaldırmak değil, çocuklarının kendi kararlarının sorumluluğunu alabilecek bireyler olarak yetişmelerine katkı sağlamaktır.BAŞARI BİR BÖLÜME YERLEŞMEKTEN İBARET DEĞİLÜniversite tercihlerinde öğrencilerin ilgi alanları, yetenekleri ve hedefleri kadar, tercih ettikleri bölüme yönelik istekleri de önemlidir. Çünkü başarı yalnızca bir bölüme yerleşmekten ya da mezun olmaktan ibaret değildir; kişinin öğrenmeye devam etme isteği, mesleğini sürdürebilmesi ve yaptığı işten doyum alabilmesi de başarının önemli parçalarıdır. Eğitim ve motivasyon alanındaki araştırmalar, insanların ilgi duydukları alanlarda daha uzun süre çaba gösterebildiklerini, karşılaştıkları zorluklar karşısında daha dirençli olduklarını ve öğrenme süreçlerine daha aktif katıldıklarını göstermektedir. Bir işi istemek, başarıyı garanti etmez; ancak başarı için gerekli olan motivasyonu besleyen önemli kaynaklardan biridir. Buna karşılık öğrencinin istemediği bir bölümü seçmesi bazı riskleri beraberinde getirebilir. Öğrenci derslere karşı ilgisini kaybedebilir, akademik motivasyonu düşebilir ya da zamanla yaptığı seçimin kendisine ait olmadığını düşünebilir. Bu durum bazen bölüm değiştirme isteğine, bazen de üniversite yaşamından ve mesleki gelişimden alınan doyumun azalmasına yol açabilir. Gelişim psikolojisi alanındaki çalışmalar, gençlerin özellikle ergenlik döneminin sonlarında kendi kimliklerini ve yaşam yönelimlerini oluşturmaya çalıştıklarını göstermektedir. Meslek seçimi de bu kimlik gelişiminin önemli parçalarından biridir. Bu nedenle öğrencinin farklı alanları araştırmasına, seçenekleri değerlendirmesine ve kendi tercihlerini oluşturmasına fırsat verilmesi önemlidir. Elbette gençler her zaman ne istediklerini net olarak bilemeyebilirler. Tercih döneminde kararsızlık yaşamak, fikir değiştirmek veya farklı seçenekleri değerlendirmek oldukça doğal bir durumdur. Bu noktada ailelerin görevi öğrencinin yerine karar vermek değil, onun kendisini tanımasına ve bilinçli bir tercih yapmasına yardımcı olmaktır. Günümüzde çalışma yaşamı da hızla değişmektedir. Birçok kişi kariyeri boyunca birden fazla kez alan değiştirmekte, yeni beceriler edinmekte ve farklı mesleklerde çalışmaktadır. Bu nedenle tercih döneminde yalnızca bugünün iş olanaklarına değil, öğrencinin öğrenme isteğine, merakına ve gelişim potansiyeline de dikkat etmek gerekir. İstemeden yapılan bir tercih yalnızca birkaç yıllık üniversite eğitimini değil, kişinin gelecekteki çalışma yaşamını ve yaşam doyumunu da etkileyebilir. Bu nedenle tercih sürecinde en önemli hedef, öğrencinin hem gerçekçi hem de kendisine ait bir karar verebilmesini sağlamaktır.YALNIZCA ‘SEVDİĞİN İŞİ YAP’ DEMEK YETERLİ DEĞİLMeslek seçiminde başarıyı belirleyen tek bir faktörden söz etmek mümkün değildir. Akademik yeterlilik, çalışma alışkanlıkları, fırsatlar ve yaşam koşulları gibi birçok değişken rol oynar. Ancak araştırmalar, kişinin ilgi alanları, değerleri ve kişilik özellikleriyle uyumlu bir alanda eğitim görmesinin ve çalışmasının başarı olasılığını artırdığını göstermektedir. Her birey farklıdır. Bazı öğrenciler insanlarla iletişim kurmaktan ve ekip çalışmasından hoşlanırken, bazıları daha analitik düşünmeyi ve bireysel çalışmayı tercih eder. Kimi öğrenciler yenilik üretmekten heyecan duyar, kimi ise düzenli ve yapılandırılmış ortamlarda daha verimli çalışır. Bu farklılıklar yalnızca günlük yaşamı değil, meslek seçimlerini ve mesleki doyumu da etkiler. Psikoloji alanındaki çalışmalar, insanların ilgi duydukları ve kendilerini yetkin hissettikleri alanlarda daha yüksek motivasyon gösterdiklerini ortaya koymaktadır. Motivasyon ise öğrenmeyi, performansı ve uzun vadeli başarıyı destekleyen en önemli unsurlardan biridir. Bir öğrenci sevdiği ve anlamlı bulduğu bir alanda çalıştığında, karşılaştığı zorluklara rağmen çaba göstermeye daha istekli olur.Mihaly Csikszentmihalyi’nin tanımladığı “akış” kavramı da bu durumu açıklamaktadır. İnsanlar ilgi duydukları ve yetenekleriyle uyumlu faaliyetlerle uğraştıklarında zamanın nasıl geçtiğini fark etmeyecek kadar derin bir odaklanma yaşayabilirler. Bu tür deneyimler hem öğrenmeyi kolaylaştırır hem de kişinin yaptığı işten daha fazla doyum almasına katkı sağlar. Ancak kişiliğe uygun meslek seçimi, yalnızca “sevdiğin işi yap” şeklinde yorumlanmamalıdır. Öğrencinin ilgi alanları kadar güçlü yönleri, becerileri, yaşam hedefleri ve çalışma koşullarına ilişkin beklentileri de dikkate alınmalıdır. Sağlıklı bir tercih süreci, tüm bu unsurların birlikte değerlendirilmesini gerektirir.Bu nedenle ailelerin tercih döneminde çocuklarına yalnızca “Hangi bölümü kazanabilirsin?” sorusunu değil, “Hangi alanlarda kendini geliştirmekten keyif alıyorsun?”, “Nasıl bir çalışma ortamında mutlu olacağını düşünüyorsun?” gibi soruları da yöneltmeleri yararlı olacaktır. Kişiliğe uygun bir meslek seçimi başarıyı tek başına garanti etmez; ancak kişinin öğrenmeye devam etme isteğini, mesleki bağlılığını ve yaşam doyumunu destekleyen önemli bir avantaj sağlar. Uzun vadede başarılı ve mutlu bir kariyerin temelinde çoğu zaman yalnızca yetenek değil, kişinin kim olduğu ile yaptığı iş arasındaki uyum yer alır.KAYNAKLARSantrock, J. W. (2026). Yaşam boyu gelişim: Gelişim psikolojisi (Çev. Ed.: G. Yüksel), Palme YayıneviSantrock, J.W. (2014). Ergenlik (Çeviri Ed.: Didem Müge Siyez). Nobel Akademik Yayıncılık.Rose, T. (2017). Ortalamanın sonu: Aynı olmaya değer veren bir dünyada başarılı olmanın yolu (Çev: T. Göbekçin). Paloma YayıneviPROF. DR. GALİP YÜKSEL KİMDİR?Gazi Üniversitesi Gazi Eğitim Fakültesi Rehberlik ve Psikolojik Danışma Anabilim Dalından mezun oldu (1987). Aynı üniversitede Psikolojik Danışma ve Rehberlik bilim dalında Yüksek Lisans (1990) ve doktora eğitimlerini (1997) tamamladı. Yüksel, Millî Eğitim Bakanlığı’na bağlı Kayseri Fen Lisesi ve Ankara Dikmen Lisesi’nde psikolojik danışman olarak görev yaptı (1987-1992). Akademik kariyerine Gazi Üniversitesi Gazi Eğitim Fakültesi Psikolojik Danışma ve Rehberlik Anabilim Dalında öğretim görevlisi olarak başladı (1992). Daha sonra yardımcı doçent unvanını aldı (2000-2005) ve ardından doçent olarak görev yaptı (2005- 2010). 2010 yılından beri aynı anabilim dalında profesör olarak çalışıyor. Gazi Üniversitesi Öğretim Elemanları Profili (2003) ve Türkiye Üniversiteleri Araştırmalarında (2006) proje başkan yardımcısı, Dezavantajlı Çocukların Eğitime Etkin Katılımı (2006) ve Ergenlerin Çalışma Anlayışının İncelenmesi projelerinde proje yürütücüsü olarak çalıştı. Yüksel, makale ile kitap bölümlerinin yanında çeviri editörlüğü gibi uluslararası kaynakların Türkçeye kazandırılmasında da rol aldı. Bu kapsamda, Yaşam boyu gelişim: Gelişim psikolojisi (Santrock, 2023), Eğitim psikolojisi: Kuram ve uygulama (Slavin, 2021). Yardım sanatını öğrenme: Temel yardım becerileri ve teknikleri (Young, 2019) adlı kitapların çeviri editörüdür. Psikolojik danışma ve rehberlik anabilim dalında lisans ve lisansüstü düzeyinde dersler yürütmekte ve danışmanlıklar yapıyor. Halen, Gazi Eğitim Fakültesi Psikolojik Danışma ve Rehberlik Anabilim Dalı öğretim üyesi olarak; psikolojik danışman eğitimi ve yetkinlikleri, çevrimiçi psikolojik danışma, sosyo-duygusal gelişim, öğrenme ve gelişimde kültürel perspektifler üzerine araştırmalarını sürdürüyor.

Reklam

Etiketler

#eğitim

Paylaş

K

Bu haber bağımsız gazetecilik ilkeleri çerçevesinde hazırlanmıştır. Hata veya eksiklik için düzeltme talep edin.

Reklam